Hititlerin Güzel Ülkesi: Kapadokya

Hititlerin Güzel Ülkesi: Kapadokya

Herkese selam canlar! Aman pandemi var, aman iş var güç var demedim, Kapadokya’yı ayağınıza getirdim, daha ben size ne yapayım bana söyler misiniz? Listemde ilk 10’a girmeyen, aramızdaki mesafeyi hep koruduğumuz ve birbirimizden uzak durduğumuz bir yerdi Kapadokya fakat işte hayat, kader ağlarını ördü, cilvelerinden birini yolumu Kapadokya’ya düşürerek gösterdi, ne de güzel oldu! İnsanlar boşuna gaza gelip evlenme teklifi etmiyorlar bu güzelim bölgede. Yurtdışını özleyenleri diğer yazılarıma davet ediyorum, şimdi gelin “Bu kız bu soğukta Kapadokya’da ne yaptı” sorusunun cevabını Kapadokya’nın gezilecek yerleri yazımda vereyim.

Tarih Sevenler Buraya: Kapadokya’nın Tarihi

Hemen bir Wikipedia bilgisiyle başlayayım sizi aydınlatmaya: “Kapadokya, 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgâr tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan bölgedir.”. Yani şair burda diyor ki yağmur ve rüzgar oldukça, buralardaki tabaka şekillenmeye devam edecek, dolayısıyla her gittiğinizde farklı bir bölge ile karşılaşacaksınız, belki farkına varacaksınız belki de hiç anlamayacaksınız ama her seferinde biraz daha farklı karşılayacak sizi bu güzellikler diyarı. Tüf tabakasının üzerindeki sert bazalt kayalarından şapkalar oluşunca halk durur mu yapıştırmış isimlerini: “Peri Bacaları”. Bu yapıların içini de şekillendirip ev haline, kiliseye, gözetleme kulelerine yani aklınıza ne geliyorsa o hale dönüştürmüşler, yaratıcılığımızı konuşturduğumuz zamanlar yani. Yalnızca peri bacalarıyla ünlü olmayan bu bölgenin ilk adının “Huw-Aspa-Dahyu” olduğu biliniyor. “Güzel atlar ülkesi” olarak tercüme edilen isme sahip olan bu bölge, yeraltı şehirleri ve sığınaklarıyla da ünlü. Yeraltına kaçan devlerle ilgili olan hikayeyi çok sevmediğimden anlatmayacağım çünkü yazı benim, gezi benim, kim ne karışır ama yine de Google’a sorarak öğrenebilirsiniz.

Mağara Odaları ile Ürgüp

Bilen bilir bilmeyenler de yazılarımdan anlar ben öyle çok spontane gezebilen biri değilim. Severim ne yapacağımı nerede kalacağımı önceden bilmeyi. Niyeyse bu gezide “bin di spintini gizicim” diye yola çıktım ve daha ilk dakikasında boyumun ölçüsünü aldım. Öncesinde gözüme kestirdiğim ama telefon etmediğim otelin kapısına gittiğimde daha sezonun başlamadığını ve otelin kapalı olduğunu gören bendeniz az kalsın oracıkta göz kapaklarımı da otelin kapısı gibi ilelebet kapatıyordum. Allah’tan internette karşıma Fresco Cave Suites çıktı ve hayatımda kaldığım en güzel odada kalma şansını yakaladım. Telefonda konuşan beyfendinin (Adını biliyordum ve unuttum, çok üzgünüm) “size normal oda fiyatına deluxe oda vereceğiz, merak etmeyin” telkiniyle birlikte kırdığım direksiyonum, aşağıdaki odamla beni buluşturdu, mutluluğun resmini sizin için de bırakıyorum buraya. Kahvaltısı, insanları, manzarası ve “ben mağara odada kalamam daralırım” tezimi tamamen çürüten bu güzel oteli hiç unutmayacağımdan emin olabilirsiniz (müsterih olun).

Kapadokya’nın Gezilecek Yerleri : Zelve ve Paşabağlar Vadileri

Öncelikle pandemi var canlar, öyle balonlu turlar falan bunların hiçbiri yok yazımda malesef, umarım ilerde onları da yaparım fakat şöyle bir tatil düşünün, bir kadın var, arabasına atlıyor, şimdi şuraya gideyim diyor, iniyor yürüyor, sonra yine arabasına biniyor, biraz da şuraya gideyim diyor ve döngü bütün bir gün böyle devam ediyor.

Zelve Vadisi, Kapadokya bölgesinde en uzun süre kullanılmış ve en eski yerleşim yeri olarak biliyor. Birçok manastır, kilise ve ev bulunan bu vadiye giriş ücreti 20 TL, ayrıca otopark ücreti de vermek zorundasınız (otopark terörü her yerde). Zelve Vadisi girişi için aldığınız bileti aynı gün içinde kullanmak kaydıyla Paşabağlar Vadisi’nde de kullanabiliyorsunuz. İki vadi de gözünüzün alabildiğine uzanıyor ve içi peribacalarıyla dolu. Zamanımızdan binlerce yıl önce yaşamış bir medeniyete ev sahipliği yapmış bu vadileri gezerken, merakla incelediğimiz mağaralarda uyumuş, dinlenmiş, ibadet etmiş insanları düşünmek ve belki de binlerce yıl sonra yaşayacak insanların da benim için böyle hissedecek olması fikri çok garip geliyor hala. Bu kadar yaşama sıkı sıkıya tutunsak da hepimiz bir gün ancak birileri bizi merak ettiğinde ya da düşündüğünde var olabileceğiz, o da bir anlık belki de canlar, o yüzden çok da yormadan devam etmek lazım. Eminim o mağaralarda, yan mağaradaki kadının elinin altındaki bıçağın keskinliğini kıskanan bir kadın da vardı. Peki şimdi nerde? Kıskandı da hırslandı da noldu? Çabuk cevap verin noldu? İşte öyle kalırsınız. Neyse.

Dönüp Dolaşıp Sürekli Uğradığım: Avanos

Şimdi size beni en çok heyecanlandıran şeylerden birini söyleyeceğim, siz de “bu mu cidden” diyeceksiniz, hazır mısınız? Coğrafya derslerinde sürekli adını duyduğumuz Kızılırmak’ın usul usul akışını izleyebildim Avanos’da. Senelerce dinlediğim, niyeyse masal gibi gelen bu güzel nehri görmek beni çok heyecanlandırdı.

Elinizi sallasanız bir çömlek ustasına çarpan bu yere geçiş hikayemi anlatıyorum, iyi dinleyin. Üstte bahsettiğim vadilere giderken bir seyir yerinde durdum ve arabadan inip etrafa bakmaya koyuldum. Gözünüzün önündedir o tarz yerler eminim, bir iki araba durur, bir 10 dakikasını geçirir ve yoluna devam eder, heh işte o yerlerden biri ama manzara muazzam. Tek seyahat etmenin zorluklarından biri şu, biri yanınıza yaklaşıp bir şey demek istediğinde tedirgin oluyorsunuz. Mehmet Bey de birden yanımda “Kobrayı gördünüz mü” diye belirince hem söylediği şeyde ima olup olmadığını anlamak hem de buradan atlayıp kaçsam ölür müyüm diye düşünürken vadiyi yoklamak 3 saniyemi aldı canlar, artık siz düşünün o anı. Sonradan öğrendim ki yerli halk seyir yerinden görülen şekillere isimler vermiş, kobra, deve, birden fazla hayvana benzeyen şekiller (of allahım ben ve önyargılarım)… Biraz daha muhabbet ettikten sonra beni bir çömlek dersine yönlendiren Mehmet Bey, akrabalarına bile benim geldiğimi haber vererek kapıda karşılanmamı sağladı ve beni demin ima ettiğim kötü düşüncelerim için bir kez daha mahçup etti ama ben de yaptığım güzel çömlekle onu utandırmadım (hiç mi yeteneği olmaz bir insanın bu tarz şeylere yarabbim)!

Benim size anlatmak istediğim iki hikayem var burada, birincisi Hitit Güneşi. Demin bayılarak anlattığım Kızılırmak sadece güzel gözükmüyor tahmin edersiniz, Avanos’a çömleklerini yapmaları için kil taşıyor bıkmadan, yorulmadan. İşte bu kille yapılan işlerden biri ve en ünlüsü “Hitit Güneş Testisi” olarak biliniyor. Çok tanrılı olan Hititler, güneşi tanrı olarak benimsiyorlar ve onu temsil etmeleri için ortasında güneşin ışığının geçeceği bir boşluk olan testiler yapıyorlar. Gün doğmadan önce bulundukları tepenin en üstüne çıkarak güneşin doğduğu yere doğru koydukları bu testilerin içi su veya şarap dolu oluyor (genelde şarap oluyormuş, afiyetler olsun sevgili atalarım). Doğan güneşin ışığının testinin ortasından geçmesiyle birlikte testinin içindeki içeceğin kutsandığına inanan Hititler, testiyi boşluğundan kollarına takarak ve eğilerek servis yapıyorlar. Üstünde bakmaya doyamayacağınız motiflerle süslenen bu güzel testilerin fiyatları 40-50 TL ile setleri 100 – 120 TL olacak şekilde değişebiliyor. Size bir de alacağınız yeri söyleyeyim: Art Decor, ustaya da benden selam olsun burdan.

İkinci hikayem de Chez Galip Saç Müzesi. Fotoğraf çekilmesi yasak olan bu müzeye giriş ücreti 3 TL. Kapıda karşılayan rehber size şu hikayeyi anlatıyor: Galip usta gençliğinde bir kadına aşık oluyor ama ne aşk! Birbirlerinden ayrılmayı düşünmesinin bile canı yaktığı türden. Gel zaman git zaman kendi ülkesine dönmek zorunda olan kadınla Galip Usta ayrılmak zorunda kalıyorlar, kadın da ondan bir hatıra olarak saçını bırakıyor geriye. Uzun bir süre baş köşede saklanan bu saç, Galip Usta’nın da hayatın akışına yenik düşüp evlenmesiyle yalnızca bir sembol olarak kalsa da bu aşk hikayesi kadınların saygısını ve tabi duygusal meraklarını kazanıyor. Buraya uğrayan kadınlar da saçlarından bir tutamını dünyanın en ilginç 15 müzesi listesinde 6. sırada yer alan bu müzede bırakıyor. Peki ben ne yaptım, aşk diyince akan suların durduğu bu kalbimden çıkan “bir tutam saç nedir ki” naraları eşliğinde saçımı kestim. Evet.

Geldim gezimin sonuna. Bunların yanında UçhisarGüvercinlik Vadisi, Göreme Açıkhava Müzesi gibi “Kapadokya’nın gezilecek yerleri”ni de gezmedim değil ama anlatacaklarımın azlığı / çokluğu fikrimi değiştirmeyecek. Kapadokya, gezdikçe mutlu eden, farklı bir havası olan, mistik bir bölge. En azından balonları izleyebilmek için tekrar yolumun düşeceğine inandığım bu yer, tarihiyle, anlattıklarıyla binlerce yıldır aynı heyecanla dinleyicilerini bekliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir