Edinburgh Gezi Rehberi Yeşil ve Tarih Bir Arada

Edinburgh Gezi Rehberi Yeşil ve Tarih Bir Arada

Birleşik Krallık’a sevgimi saygımı her yazımda hissetmişsinizdir diye düşünüyorum artık ama İskoçya hakikaten başkaymış sevgili dostlar (Aşkımı hissedebileceğiniz yazılarım için kraliçemin şehri Londra yazılarıma bakabilirsiniz: Londra’da Alışveriş, Londra’da gezilecek yerler ). Yine bir Londra’yı gezelim diye çıktığımız gezimizde “İskoçya’da ne varmış?” merakıyla aldığımız biletlerle yolumuzun düştüğü bu güzel şehir, artık her Birleşik Krallık ziyaretimizin ayrılmaz parçalarından biri olacağa benziyor (Hastalık çabuk geçsin, amin). Harry Potter hayranıysanız ayrı bir gönlünüzü fethedecek (Yazımın en altında “special thanks kısmına direkt scroll edebilirsiniz). Edinburgh Gezi Rehberi yazımla ilgili yorumlarınızı ve öğrenmek istediklerinizi bekliyorum (Allah’ın cezası covid-19, yazıyı o kadar önce hazırlamıştım ki resmen üzüle üzüle editledim)!

İsmini Söylemek Ayrı Bir Marifet: Edinburgh Araştırması

Başlığı okurken “Edinburgh” kısmını dümdüz okudunuz değil mi? Cem Yılmaz’ın “balsamiko” esprisini canlı yaşamaya adaysınız o halde çünkü adının telaffuzu “Edinbra?”. Nedenini bilen bilmeyene anlatsın rica ediyorum, ben tarihinden bahsetmek istiyorum.

Edinburgh, İskoçya’nın başkenti, kuzey denizinin yakışıklı komşusu ve  Orta Çağ ve Georgian mimarisiyle gözlere bayram ettiren şehirdir. Şöyle sanırım daha iyi canlandıracaksınız kafanızda, “Yüzüklerin Efendisi”‘ni izlemiş miydiniz ya da herhangi bir “middle earth” temalı film? Oradaki dünya gerçekmiş canlar, bunu gösteriyor Edinburgh, masal gibi yani (İyimserliğim iş başında, farkındayım).

Edinburgh Gezi Rehberi: Gittik de Nereyi Gezelim

Öncelikle gerçekten gittiyseniz veya biletinizi aldıysanız size helal olsun, yerinizde olmayı çok isterdim. Biz nereleri gezdik teker teker yazayım;

Kaldığımız Yer;

Leonardo Royal Otel, 2 gece için 2 kişi 900 lira ödedik. Pahalı mı evet ama yeri gayet düzgündü, temizdi ve geniş odalı bir oteldi. Tekrar gidersek heralde farklı bir yer tercih ederiz fakat bulamadık otel diyorsanız düşünülebilir bir seçenek.

Şehrin içinde gezilecek yerler;

Şehirden uzaklaşıp gidebileceğiniz yerleri biraz sonra anlatacağım ama şehirdeysen görmeden gitmeyin denilen yerlerin bir listesini aşağı bırakıyorum;

  • Edinburg Müzesi (National Museum of Scotland)
  • Edinburg Kalesi (Edinburgh Castle – Yeri itibariyle dik bir yokuş çıkmanız gerekiyor ama çıkın, şehri oradan izlemek bambaşka. Giriş ücreti yetişkinler için 19.50 pound)
  • North Bridge (19. yüzyıldan kalma bir köprü, üzerinden şehre bakmak, kalabalığı izlemek çok keyifli, her türlü yolunuzun düşeceği bir yer bu arada, özellikle aramayacaksınız, Sirkeci gibi düşünün..)
  • Scott Monument (İskoçya’nın ünlü tarihçilerinden Sir Walter Scott’a adanmış bir yapı olan bu kocaman Gothic anıt, şehrin tam göbeğinde, biz içine girmedik ama dışardan izlemesi de son nerece keyifli)
  • Victoria Street (Üstteki resmin çekildiği cadde. Restoran, bar, hediyelik eşya dükkanı, ne ararsanız var)
  • Royal Mile (Bu caddeyi de her türlü göreceksinizdir, adını bilmeniz için koyuyorum. Bütün marketlerin, dükkanların olduğu uzun cadde, Bağdat Caddesi benzeri ama caddede yürürken bir yanınız tarih, yeşillik, bir yanınız dükkanlar. Böyle keyifle pound harcamak da bir başka güzel!)
  • The People’s Story Museum: Çok yerde yazıldığını görmedim, ben de listeye eklemiştim ama özellikle aramadık denk gelip girdik, iyi ki denk gelmişiz. İskoçya’da yaşamış “normal” olarak görülen insanların müzesi. Kral değilse kraliçe değilse hayatlarını dinlemeye değer bulmuyor muyuz? Gezmesi çok keyifliydi, hem çok eğlendik hem de vay be dedik.

Edinburgh Gezi Rehberi Part 2: Bir Günümüz Daha Var Diyenlere

Edinburgh’a haksızlık edip yalnızca 1 gün ayırmadıysanız size iki yer daha söyleyeceğim ve bana duacı olacaksınız (birinde tırmanırken küfür yiyebilirim ama sonunda utanmak garanti).

Portobello Plajı (Portobello Beach)

Gelmeden önce gözümüze kestirdiğimiz yerlerden biri Portobello Plajı idi. Edinburgh’u herhangi bir deniz ile ilişkilendirmek biraz zor aslında. Şehir karakter itibariyle sert ve tarih dolu bir şehir ve denize kıyısı olan bir yer izlenimi vermiyor ama gelin görün ki Waverley Station’dan bindiğiniz bir adet otobüs ile kendinizi burada bulabiliyorsunuz. Yurtdışındaki otobüs yolculuğunun uzunu makbul benim gözümde çünkü şehri gezmek, görmek için bulunmaz nimetlerden. Sağolsun bu hat da en uzunlardan biri, keyifle, kahvenizle binip etrafa baka baka gezebilirsiniz (1.70 pound ödedik bir kişi için). Peki sizi ne bekliyor? Açıkçası upuzun bir sahil, deniz ve küçük gerçekten yerel kahveciler bekliyor burada, başka bir şey arıyorsanız yok ama alttaki manzara bile bir sabahınızı burada geçirip kahvaltı yapmanız gerektiğini söylemiyor mu?

Arthur’s Seat

Edinburgh gerçekten soğuk bir memleket. Öyle hırkayla gideyim, gezeyim, demeyin, hangi mevsim olursa olsun çarparım der gibi bekliyor. Peki bunu neden şimdi söyledim? Çünkü başlıkta belirttiğim yer, Arhur’s Seat, Edinburgh’un en yüksek yerlerinden. Otobüsle yalnızca bir yere kadar gelebiliyorsunuz, sonrasında yürümeniz, tırmanmanız gerekiyor ama gerçek bir tırmanıştan bahsediyorum. Öyle yokuş çıkmak değil yani. Spor ayakkabılarınızı unutmayın, bir de yanınıza alabiliyorsanız termosla kahvenizi alın. Spoiler olacak ama karşılaşacağınız manzarayı aşağıya bırakıyorum.

Edinburgh’un Bilinmeyen Tarafı: Harry Potter

Depresyon filmim, beni birçok kez sinir krizinin eşiğinden toplayan sevgili Harry Potter’ın ilk kitabının yazıldığı kafelerden biri Edinburgh’da! Şehri gördükten sonra insan gerçekten şaşırmıyor böyle bir bilgiye ama gitmeden önce buna hazırlıklıydım. Nerede, neyi görmeliyim diye listem de vardı (Evet 30 yaşımı geçtim ve evet yine gitsem asaların satıldığı dükkanlarda “Expelliarmus”‘u yine denerim). Romanın yazıldığı kafe kalabalık ama önünde bir resim çektirmeyi ya da içeri göz atmayı engellemiyor. Ayrıca üstte gösterdiğim Victoria Street de Diagon Alley’in esin kaynağı olmuş (Şuraya genel olarak görülecekler linkini de bırakayım).

Kasım ayında 2 buçuk günümüzü harcadığımız, yeni yıl hazırlıklarıyla gönlümüzde apayrı bir yere oturan, Harry Potter’ın yuvalarından olan ve tarihi dokuyu böylesine etkileyici koruyabilmiş bu güzel şehir, bizi en az bir kaç kez daha misafir edecek gibi duruyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir