Bi Küçücük Şehircikler : Riga & Vilnius

Bi Küçücük Şehircikler : Riga & Vilnius

İkinci vatanım olarak sevdiğim Polonya’da erasmus öğrencisiyken (Polonya’yı kaç parçaya bölüp yazayım bilemediğimden daha girişemedim), en yakın arkadaşlarımdan Kübra ile “nereye gidelim?” sorumuza yanıt almak için araştırma yapıyorduk. Kriterlerimiz genelde, ucuz olması, ulaşımın nispeten kolay olması ve Türkiye’ye döndüğümüzde gitmemizin kolaylıkla olamamasıydı. Bunları sağlayan iki yakın ülke gözümüze çarptı : Litvanya ve Letonya dolayısıyla da Riga ve Vilnius. Erasmusa giderken gitmeyi aklımın ucundan bile geçirmediğim bu tatlı ülkeler, zamanım olursa tekrar uğramak istediğim, dinginliğinde huzur bulduğum yerlerden oldu. İkisini de bir yazıya sığdırabileceğimi düşünüyorum ve Riga ve Vilnius u dilim döndüğünce, hatırladığım kadarıyla anlatmaya başlıyorum 🙂

Yeşili Güzel, İnsanı Güzel Şehir : Riga

İngiltere yazımda da yazdığım gibi, şehrin içinde yemyeşil parkların olması mutlu ediyor ve keyifle gezmek için büyük bir artı benim gözümde. Şehir hakkında fazla araştırma yapmayıp gittiğimizden gerçekten turist gibiydik.
Evlenecek olan ve aşkı bulduğuna inanan sevgililer, üzerinde adları veya baş harfleri bulunan kilitleri (bunları özel olarak yaptırmıyorlardır umarım) Pilsetas Kanalı’nda bulunan Aşk Köprüsü’ne (buram buram turizm) takıp anahtarını suya atıyorlar. Bize de ömür boyu mutluluklar demekten başka birşey kalmıyor.

Sağım Solum Kilise : Vilnius

Vilnius kocaman kiliseleriyle, küçük kalesi ve Vinia nehriyle Avrupa’nın birçok özelliğini taşıyan bir küçücük fıçıcık içi dolu kilisecik şehir. Burası da Riga gibi yeşili bol parklara sahip ama başka konularda eksiği yok fazlası var diyebiliriz.
En ünlü kilisesi olan St. Anne Kilisesi, gotik tarzıyla gördüğünüz anda unutamayacağınız bir iz bırakıyor. Kapısının önünde matruşka satan satıcılar bulunuyor ve aklınıza gelen birçok ünlü mevcut (iyi bir hediyelik olabilir).
Adını aldığı Vinia nehrinin üstünde, Avrupa’nın (belki de dünyanın) klasiği olan “aşk kilitleri” bulunuyor. Bu aşk kilitlerine inanan var mı gerçekten bilemiyorum ama sevimli bir anı olarak kalması için belki yapılabilir (bakın belki diyorum, sonra ayrıl, gel buradaki kilitleri sök ohoo uzun iş). Nehrin üzerinde küçük küçük mekanlar var ve Riga’yı yeterince severseniz siz de benim gibi pembe çorba içebilirsiniz (tadı fena değildi).
2013-05-01 13.20.02.jpg
Pembe Çorba, yanında da haşlanmış patates (“ekmek yok mu ekmek” diyenlere)
Vilnius Katedrali, beyaz, yorgun ama dimdik bir bina olarak karşımıza çıkıyor. Yorgun diyorum çünkü 13. yüzyılın ortalarında yapımına başlanmış, kulesi yangın ile çökmüş, bir süre depo olarak kullanılmış (Allah çarpar) ve en sonunda da hak ettiği değer verilerek restore edilip tekrar katedral olarak kullanılmaya başlanmış. Başından geçen bu olaylar onun güzelliğini ve Vilnius’un simgelerinden biri olmasını engelleyememiş. Görmeden gitmeyelim 🙂
2013-05-01 12.33.32.jpg
Riga ve Vilnius : Görkemli Kiliseler
2013-05-01 12.04.57.jpg
Gedimino Kalesi (Kalecik)
Gedimino Kalesi’ne çıktığımızda bir hayal kırıklığı olmuyor değil (buna mı kale diyorsunuz), fakat sonradan zamanında büyük heybetli bir yapı olduğunu fakat şuan yalnızca kulesinin kaldığını öğreniyoruz ve “o zaman tamam” diyerek  fotografımızı çektirip Vilnius sokaklarında gezmeye devam ediyoruz.
2013-05-01 17.25.07.jpg
Gördüğüm en etkileyici heykellerden : “Three Muses” Litvanya Ulusal Drama Tiyatrosu
Kiliseleriyle, samimi insanıyla, damak tadımıza yakın yemekleriyle (pembe çorbaya aldanmayın, bizim gibi birçok mezeleri var) yolunuz düştüğünde keyifli vakit geçirebileceğiniz yerlerden. Özellikle Litvanya ve Letonya için bir gezi isteyeceğimi sanmıyorum ama zamanınız varsa ve yakınlarındaysanız gezip görmekten zarar gelmez 🙂
Keyifli günler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir